Dilara Tüzün’ün kadrajından kadın hikayeleri – Ege Öztokat (Bianet)

“Kadınlar & Gerçek Hikayeler” başlıklı sergide, on bir kadının portresine yer veriliyor.

Fotoğrafçı Dilara Tüzün’ün çektiği portrelerden oluşan sergi “Kadınlar & Gerçek Hikayeler” 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde açıldı.

Sergi, ana akımda yer bulan kadın hikayelerinde ekonomik başarı ve statü odağında tek tipleşen “güçlü kadın” tanımını farklı kadınların yaşam hikayeleriyle tartışmaya açıyor.

Sanatçı Tüzün ve Tezgahçılar’ın ortaklılığıyla hazırlanan sergi Beşiktaş’ta Container’da 9, 10, 12 ve 13 Mart günlerinde ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.

On bir kadının portrelerinden oluşan serginin açılışında ise portreleri çekilen kadınlar hikayelerini, başarılarını, ortak sorunlarını ve hayatta kendilerine ilham veren olayları paylaştı. Kadınlar toplumsal baskılarla ve etiketlemelerle, aile baskılarıyla, eğitimlerinde ve profesyonel hayatlarında sınırlandırılmalarla ya da ciddi hastalıklarla karşılaştıklarında yaşadıklarına değindi. 

bianet’e konuşan Tüzün, kadın hikayeleri ve güç temasına fotoğraf sanatı aracılığıyla yaklaşımını anlattı.

*

Güç temasına odaklanmayı neden seçtiniz ve bu kavrama nasıl yaklaştınız? Yöntem olarak neden portreleri tercih ettiniz?

Ben bu fotoğraflar ile içimizden, bizden kadınların hikayelerini olabildiğince çok insana anlatmak istedim. Çünkü portre fotoğrafı aynı zamanda o fotoğraf öznesinin duygularını, yaşantılarını, gücünü yansıtabiliyor.

Benim güçten kastım hayatı boyunca kendisi için olduğu kadar da çevresi için, tüm insanlar, hayvanlar, tüm canlılar için mücadele veren kadınların gücü. “İnsanların hayatını nasıl daha güzel yapabilirim?” diye soruyorlar ve her zaman bunun için çalışıyorlar. Aynı zamanda da içlerindeki sevgiyi, şefkati, merhameti, neşeyi herkese, çevrelerine yaymaya çalışan kadınların hikayelerini anlatmak istedim.

İnternette “Türkiye’de güçlü kadınlar” diye arattığınızda hep aynı kadınlar çıkıyor, zaten medyada gördüğümüz kadınlar çıkıyor. Bizden birilerinin hikayeleri bize ulaşmıyor. O yüzden ben günümüzde bizim gibi kadınların bu hikayelerden ilham almaya, gücü bu şekilde hissetmeye ihtiyacı olabileceğini düşündüm. Bir kadının cesur ve özgür olabilmesini, kendi yolunu kendi çizmesini isterim. O yüzden de umarım bu sergi ile farklı insanlara ulaşmış, doğru mesajları vermişimdir.

“Birlik ve beraberlikle güçlü olacağız”

Serginin açılışı için 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü seçmenizin sebebi nedir?

8 Mart’ın tarihinde çok acıklı bir olay, bir dram var. Amerika’da yanarak can veren yüzden fazla kadın var, fabrika işçisi yüzlerce kadının çalışma koşullarına direnişi var, protestolar var. Bunlar herkesin bildiği, öğrendiği somut olaylar ama kadınların tarihinde bu gibi olaylar ve direnişler çok var.

Bu yüzden bugünün benim için anlamı kadınların bir arada olması. Her kadının kendi içinde ve çevresinde mücadele vermesi önemli olan. Bu yüzden sadece fotoğraflarını sergilemek yerine bu on bir kadının hikayelerini duyalım, birbirimize destek olalım istedim. Birlik ve beraberlikle güçlü olacağımıza inanıyorum.

“Özgür olmamız, bu özgürlüğü kazanmamız gerekli”

Portelerini seçtiğiniz kadınlarla nasıl iletişim kurdunuz? Onların hikayeleri sizi neden etkiledi?

Tezgahçılar’dan Burçak Yıldırım Orhan bizi tanıştırdı. Portrelerini çektiğim kadınlarla olan iletişimimde sergi dışında da kendime kattığım çok şey oldu. Zaten çekimlerden önce her biriyle tek tek sohbet etmek, hayat mücadelelerini, hikayelerini öğrenmek istedim. Çünkü bu fotoğraflarda da biz yaşadıkları duyguları yansıtmaya çalıştık. Her biriyle sohbet ettim ve her birinden ayrı ayrı çok şey öğrendim.

Bu hayatı bence sadece kendimiz için yaşamamalıyız. Bu günlerde, bu yıllarda insanlar kabuğuna çekilerek, çok bireysel bir şekilde yaşıyor. Bence sadece kendi hayatımızı değil, diğer insanları ve diğer canlıları da önemsemeliyiz. Bu, onların hikayelerinden öğrendiğim şeylerden biriydi.

Gerçekten özgür olmamız gerektiği, Türkiye’de bu özgürlüğü kazanmamız gerektiği, bunun için de mücadele vermemiz gerektiğini öğrendim. Merhametli olmanın, tutkulu olmanın önemini öğrendim.

* Dilara Tüzün, genetik ve biyomühendislik alanında lisans ve yüksek lisans eğitimleri aldı. Mühendisliği bırakarak profesyonel kariyerini kendini özgür ve mutlu hissettiği fotoğrafçılık alanına taşıdı. “Portre fotoğraflarının zamanın içinden çok değerli bir anı olduğuna” inandı. Portreler dışında ürün ve moda fotoğrafı çekimleri de yapıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir